Sufi dervişleri 16. Yüzyılın başlarında, akşam dualarında uyanık kalabilmek için, kahve içmeye başlamışlardır. Hem kendileri hem de civardaki diğer insanlar bu duaların katılımcısı olduğundan kahvenin etkilerini görmüşlerdir ve bu insanlar kahveyi dergahtan evlerine getirerek günlük yaşamlarına entegre etmeye başlamışlardır. Kahve içmek yaygınlaşmaya başladıktan sonra ise insanlar kahvehaneler (kafe, coffee house) açmaya başlamışlardır. Buralar ise kısa bir süre sonra insanların başka yerlerde konuşamadıkları konular olan siyaset ve felsefenin konuşulduğu yerler haline gelmiştir.

O dönem için düşünüldüğünde var olan halka açık noktalar ise ünü kötü olan tavernalar, üst kesime ayrılmış ve eğlenceden yoksun hamamlar ile namazdan önce ve sonra kısıtlı bir etkileşime izin veren camilerdir. Kahvehaneleri bu yerlerle karşılaştırdığınızda, bu yerlerin hiçbiri kahvehanelerin sağladığı çapta sosyal etkileşimi sağlayamamaktadır. Belki Fransız İhtilali’nin, entelijansiyanın toplanarak planlarını tartıştığı, kahvehanelerde planlandığını duymuşsunuzdur.

Kahvehanelerin sağladığı sosyal ortam ve fikir ve bilgilerin kişiler arasındaki değişimi Fransız İhtilalinden çok önce liderleri korkutmuştur. 1511 yılında Mekke valisi olan Hayır Bey kahvehanelerin seküler bir isyanın merkezi olmasından korkarak tüm kahvehanelerin kapatılması sağlamıştır. Kahve içerken veya satarken yakalanan kişilerin cezası ise dövülmekti. O zamanlar Mekke’nin üzerinde hakim olan Kahire yönetimi ise Hayır Bey’in bu kararını, kararın verildiği yıl içinde iptal etmiştir ancak kahvehanelerin yaydığı korku devam etmiştir.

1535 yılında kahveye getirilen eleştirilerin dini yönden beslendiği kaynak ise Hanefilik ve sarhoşluğun yasak olmasıydı. Bu kaynaklara dayanarak kahvenin tekrardan yasaklanmasına zemin hazırlanmaya çalışılmaktaydı.

1611 yılında iki İranlı doktor kahveyi eleştirenlerin safında yer almıştır. Kahvenin kötü özelliklere sahip olduğunu savunmuşlardır ve valinin eğer bu içeceğe karşı çıkarsa büyük bir şerefe ve bol miktarda ödüle kavuşması gerektiğini belirtmişlerdir. Kahveyi eleştirenlerin büyük çoğunluğu içeceği şaraba benzetmiştir ve yaptıkları eleştirilerin büyük çoğunluğunu ve yasaklama taleplerini temelini bu benzetmenin üzerine kurmuşlardır.

17. yüzyılda kahve Avrupa’ya yayıldığında ise bu sefer şarap ve bira üreticileri kahveye saldırmaya başlamıştır. Marsilya’da bir şarap üreticisi üniversite öğrencileri ile birlik olmuş ve Kahve tüketimi Marsilya halkı için zararlı mı değil mi? konulu bir çalışma yapmıştır.

Kahve 1660 yılı civarında İngiltere’ye ulaştığında ise kahvehaneler siyasi konuşma ve sosyalleşme amacı olanlar için toplanma noktası haline gelmiştir. Tavernalarla mücadeleye girmişlerdir ve hatta bir kısmı kahve konusunda Türkleri suçlamıştır. 1663 yılında kahve içenlerin Türklere dönüştüğü bile iddia edilmiştir.

17. yüzyılda kadınlar bile kahveye karşı çıkmıştır, ilk açılan kahvehanelerin erkeklere yönelik olmasından dolayı kocalarına zarar verdiğini öne sürerek kahveyi yasaklamaya çalışmışlardır.

Amerika’da ise kahvehaneler Avrupa’da olduğu gibi siyasi konuşmaların odağı olmuştur. Kahvehaneler Amerika’da Amerikan Bağımsızlık Savaşı’ndan önce kurulmaya başlamıştır ancak Avrupa’da olduğu gibi buralar sadece erkeklere yöneliktir.

Tarihteki diğer en ilginç kahve yasaklarına gelince ise;

Kahve Avrupa’ya 16. yüzyılda geldiğinde din adamları kahveyi şeytani olarak nitelendirmiş ve yasaklamaya çalışmıştır. Ancak Papa Clement VIII tadına bakmış, lezzetli bulmuş ve kahveyi vaftiz etmiştir. Kahve papalığın desteğini alınca Avrupa’da hızlıca yayılmaya başlamıştır.

Yasaklarıyla ünlü 4. Murat ise içki ve sigara dışında kahveyi de yasaklamıştır. Kahve içmenin veya satmanın cezası ilk sefer için dövülmekti. İkinci sefer için ise deri bir çuvala konularak denize atılmaktı.

İsveç ise kahveyi 1746 yılında yasaklamıştır. Devlet kahve dışında kahve fincanlarına ve alakalı ekipmanlara da el koymuştur. Kral Gustav III ise hüküm giymiş katillere ceza olarak kahve içirilmesi emrini vermiştir. Doktorlar kaç fincan kahvenin hükümlüleri öldüreceğini gözlemlemişlerdir.

1777 yılında Prusyalı Büyük Frederick ise bir manifesto yayınlayarak biranın kahveden üstün olduğunu savunmuştur. Kahvenin ülkenin bira tüketimine etki ettiğini öne sürmüştür ve bu bildiri ile Prusyalıları sabahları kahvaltıda canlanmak için bira içmeye teşvik etmeye çalışmıştır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Post comment